Alanya Hakkında

      Alanya Hakkında

Alanya'nın bilinen ilk ismi Korakesium'dur. Bizans döneminde "Kalanaros" olarak anılan Alanya, 13. YY da Anadolu Selçuklu hükümdarlarından 1. Alaaddin Keykuat'ın keleyi ele geçirmesiyle "Alaiye" olarak ismi değiştirilmiştir.

Alanya'nın Bizans dönemine ait fazla bilgi yoktur. M.S. 6. ve 7. YY da Arap akınları sırasında şehrin savunmasını güçlendirmek amacıyla kale yapımlarına ağırlık verilmiştir.

Antik çağ coğrafyacılarından Scylax, yine antik çağ yazarı Strabon, Türk-İslam denizcisi Pir-i Reis, Seyyep, İbn-i Batuta ve Evliya Çelebi eserlerinde Alanya'dan bahsetmektedirler.

Anadolu Selçuklu hükümdarı 1. Alaaddin Keykubat, M.S. 1221 yılında şehri ve kaleyi ele geçirmiş, burada bir saray yaptırmış ve şehrin ismini "Alaiye" olarak değiştirmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin başkenti Konya iken, Alanya ise kışlık olarak ikinci bir başkent olarak kullanılmıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin gücünü kaybetmesi ve parçalanmasıyla Alanya; Karamanoğlu Beyliği tarafından 1300 yılında 5.000 altın karşılığı Memlük Sultanına satılmıştır. Alanya, 1471 yılında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmed tarafından Osmanlı Devleti sınırlarına dahil edilmiştir.

Alanya ve Tarsus 1571 yılında Kıbrıs eyaletine bağlanmış, 1684 yılında ise Konya vilayetinin sancağı olmuştur.1868 yılında Antalya'ya bağlanan Alanya, 1871 yılında Antalya' nın ilçesi olmuştur.

 
TARİHİ YERLER (HISTORICAL PLACES)

 

ALANYA KALESİ
Yarımada üzerinde, 250 metreye kadar yüksekte yer alan Alanya Kalesinin toplam uzunluğu, 6,5 kilometreyi bulmaktadır. Yarımadadaki yerleşim Helenistlik döneme kadar uzanmaktadır. Günümüzdeki tarihi yapılar Selçuklu Devleti dönemi eserleridir. Kalenin büyük bölümü, şehri 1221 yılında alan Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Kalede 83 kule ve 140 burç vardır. Şehrin su ihtiyacını karşılamak üzere surların içerisinde ortaçağda yapılmış 400’e yakın sarnıç vardır. Günümüzde de kullanılan sarnıçlar vardır. Surlar, sırasıyla; Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu’nu inerek Tophane ve Tersane’yi geçip Kızılkule’de son bulmaktadır. "İçkale" olarak adlandırılan ve günümüzde açık hava müzesi olarak da değerlendirilen alan yarımadanın zirvesinde bulunmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubat sarayını da buraya yaptırmıştır. Kalede sosyal yaşam günümüzde de sürmektedir. Ahşap ve kagir tarihi evlerin önünde tahta tezgahlarda ipek ve pamuklu dokumalar yapılmaktadır. Su kabağı boyama ve işleme atölyeleri, küçük bahçelerde otantik yemek lokantaları bulunmaktadır. Kale yolu üzerinde liman ve Alanya'nın doğusuna bakan yamaçlarında lokanta ve kafeteryalar bulunmaktadır. Taşıt trafiğine de açık olan kaleye yürüyerek yaklaşık 1 saatte çıkılabilir. Bir diğer seçenek ise Damlataş Mağarası önünden teleferik ile kaleye çıkılabilir.

 

KIZILKULE
Şehrin sembolü olan sekizgen planlı yapı 13. yüzyılda Selçuklular tarafından yapılmıştır. 1226 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Sinop Kalesi’ni de yapan Halepli usta Ebu Ali Reha el Kettani’ye yaptırılmıştır. Kulenin üst kısımlarına taş blokların taşınması güç olduğundan üst kısmı pişmiş kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını almıştır. Kule duvarlarında antik çağdan kalma mermer bloklar da bulunmaktadır. Her bir duvarı 12.5 metre genişliğinde olan sekizgen planlı kulenin yüksekliği 33 metre, çapı 29 metredir. İçinde zemin dahil beş kat vardır. Kulenin üstüne 85 basamaklı taş merdivenle çıkılır. Kulenin tepeden aldığı güneş ışığı birinci kata kadar ulaşır. Kulenin ortasında bir sarnıç bulunur. Kule denizden gelecek saldırılara karşı limanı ve tersaneyi korumak üzere yapılmış ve asırlar boyunca askeri amaçla kullanılmıştır. 1950’li yıllarda onarılan kule 1979 yılında ziyarete açılmıştır. birinci katı Etnoğrafya Müzesi’ dir.

 

TERSANE
Tersane; Sultan Alaaddin Keykubat kenti aldıktan altı yıl sonra 1227’de, Kızılkule’nin güneyine yapımına başlanmış ve 1228 de bitirilmiştir. Kemerli beş gözden oluşan tersanenin denize bakan cephesi 56.5 metre, derinliği 44 metredir. Tersane bulunduğu yer, gün ışığından en fazla yararlanılacak şekilde planlanmıştır. Tersanenin giriş kapısındaki yazıt, Sultan Keykubat’ın armasını taşır ve rozetlerle süslüdür. Selçukluların Akdeniz’deki ilk tersanesi Alanya Tersanesidir. Daha önce Karadeniz’de Sinop Tersanesini yaptıran Alaaddin Keykubat, Alanya Tersanesi ile “iki denizin sultanı” unvanını almıştır. Tersanenin bir yanında mescit öteki yanında muhafız odası bulunur. Tersanede zamanla körlenmiş bir kuyu vardır. Denizden teknelerle ya da Kızılkule’nin yanındaki surlardan yürüyerek Tersane’ye ulaşılabilir.

 

TOPHANE
Tophane; tersane’nin bitişiğinde denizden 10 metre yüksekliktedir. Tersaneyi korumak amacıyla yapılmıştır. 1227 yılında kesme taştan inşa edilmiş, üç katlı ve dikdörtgen planlıdır. Tophanede savaş gemileri için de top döküldüğü bilinmektedir.

 

EHMEDEK
Bizans döneminden kalan küçük kalenin yerine Kale’nin kuzey yamacına Selçuklu döneminde “orta kale” olarak yeniden inşa edilmiştir. 1227 yılında yapıldığı kitabede yer almaktadır. Adını, Selçuklu döneminin inşaat ustası “Ehmedek”ten aldığı sanılmaktadır. Üçer kuleli iki bölümünden oluşan orta kale, kara saldırılarına karşı stratejik bir yerde ve sultanın sarayının da bulunduğu iç kaleyi de koruyacak konumdadır. Bizans döneminde kayalardan yontularak yapılan kulelerin duvarları günümüze kadar gelmiştir. Orta kalenin içindeki üç sarnıç günümüzde de kullanılmaktadır. Duvarlarda Selçuklu döneminden kalma gemi resimleri vardır.

 

SÜLEYMANİYE CAMİSİ
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından 1231 yılında, İçkale’nin hemen dışında yaptırılmıştır. Zamanla yıkılan cami 16. yüzyılda Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek minareli cami, Alaaddin, Kale ya da Süleymaniye adıyla bilinir. Cami moloz taştan ve kare planlıdır. Sekizgen kasnak üzerine, kiremitli bir kubbesi vardır. Kubbenin askılık görevi üstlenen kısmına akustiği sağlamak için 15 küçük küp yerleştirilmiştir. İbadet sırasında bu özellik ortaya çıkmaktadır. Son cemaat yeri, dört ayak üzerine kiremitli üç kubbe ile örtülüdür. Kapı ve pencere kapakları Osmanlı döneminin ahşap oyma işçiliğini yansıtmaktadır.

 

BEDESTEN
Kale içinde, Süleymaniye Camisi yakınındadır. 14. ya da 15. yüzyılda çarşı veya han olarak yapıldığı sanılmaktadır. Kesme taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır. 26 oda bulunan bedesten, 13 metre genişliğinde 35 metre uzunluğunda bir avluya sahiptir. Tarihi bina günümüzde otel, lokanta ve kafeterya olarak kullanılmaktadır. Bahçenin manzarası, kale surlarına, Akdeniz’e ve kumsala diğer taraftan da Toros dağlarına hakimdir.

 

DARPHANE
Yarımadanın denize doğru uzanan uç kısmında, 400 metre uzunluğundaki sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda burnu üzerinde bulunur. Halk arasında “darphane” olarak anılsa da kesme taştan inşa edilmiş binalarda para basılması söz konusu değildir. 11. yüzyıldan kalma taş yapılardan biri küçük bir kilisedir, diğerlerinin ise manastır olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Küçük kilisenin kubbesi ayakta durmaktadır. Kayaların üstünde bir de sarnıç vardır. Cilvarda burnundan İç Kale’ye kayalara oyulmuş basamaklı bir yol bulunmasına karşın yol günümüzde kullanılamaz durumdadır. Denizden çıkış ise zor ve tehlikelidir. Denizden veya İç Kale’den bakıldığında etkileyici bir görüntüsü vardır.

 

AKŞEBE SULTAN MESCİDİ
Kale içinde, Bedesten’in yanında, Süleymaniye Camisi’ne 100 metre mesafededir. Alaaddin Keykubat’ın Alanya Kalesi’ni fethi sırasındaki ilk kumandanı Akşebe Sultan tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır. Yapıda kesme taş ve tuğla kullanılmıştır. Kare planlı yapının iki odası vardır. Odalardan biri mescit, diğeri Akşebe Sultan’ın mezarının bulunduğu türbedir. Türbede, üç mezar daha vardır. Eski kalıntılardan mescidin apsisinin çinili olduğu anlaşılmaktadır. Kitabesinde “Allah yerin ve göklerin bilinmeyenlerini bilir. Allah’ın mescitlerini ancak O’na ve ahiret gününe inananlar imar ederler. 1230 yılında yüce sultan Alaaddin’in günlerinde Allah’ın rahmetine muhtaç zayıf kulu Akşebe yaptırdı” yazmaktadır. Mescidin birkaç metre uzağında küçük, silindirik bir minare vardır.

 

ANDIZLI CAMİ
Tophane Mahallesi’ndeki cami, adını hemen yanındaki andız ağacından almaktadır. Cami 1277 yılında Emir Bedrüddin tarafından yaptırılmıştır. Emir Bedrüddin Camisi de denir. Klasik Selçuklu mimarisinin izlerini taşır. Kesme taştandır, yüksek olmayan bir minaresi vardır. Minberi, Selçuklu tahta oymacılık sanatının en güzel örneklerindendir. Camiye Kızılkule’nin yanındaki aşağı kapı yoluyla gidilir.

 

SİTTİ ZEYNEP TÜRBESİ
Kale’ye çıkan yol kenarında, büyük bir kayanın üzerindedir. Selçuklu ya da Osmanlı döneminden kaldığı tahmin edilmektedir. Yapı, kare planlı ve kubbeli iki odadan ibarettir. Odalardan birinde uzunca bir sanduka vardır; diğer oda boştur. Evliya Çelebi, binanın Bektaşi tekkesi olduğunu yazar. Sitti Zeynep hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı vakıf defterlerinde türbeye ait vakfın adı “Sitti Zeynep bin’t Zeynülabidin” olarak geçmektedir. Türbede mezarı bulunan kişinin bir eren olduğu sanılmaktadır. Türbenin bulunduğu kayanın içine antik çağdan kalma ikişer metre uzunluğunda üç lahit vardır. Antik mezarlar, bir dönem su deposu olarak kullanılmıştır.

 

HIDRELLEZ KİLİSESİ
Alanya merkezine 10 kilometre uzaklıkta, Hacı Mehmetli Köyü sınırları içinde Hıdır İlyas mevkiindedir. Akdeniz’i gören bir yamaç üzerine 19. yüzyıl başında kurulduğu sanılan kilise, günümüzde de Hıristiyan ve Müslüman ziyaretçiler tarafından ibadet amacıyla kullanılmaktadır. Çatısı kagir, duvarları taş ve küçük bir apsisi olan kilise dikdörtgen planlıdır. Kilisenin içinde ahşap süslemeli bir ara kat vardır. Duvarlardaki freskolar bozulmuştur. Kilisenin 1873 yılında onarım gördüğü kitabesinden anlaşılmaktadır. Alanya Müzesi’nde sergilenen kitabe, Grek abecesi ile Türkçe (Karamanlıca) yazılmıştır. Kilise, Alanya’da yaşayan ve Türkçe konuşan Ortodoksların 1924 yılındaki mübadelede Yunanistan’a gitmeleriyle kapanmıştır. Yanında su kaynağı bulunan Hıdrellez Kilisesi’nin bir adı da Agios Georgios Kilisesi’dir. Kilisenin benzerlerine Antalya Kaleiçi’nde de rastlanmaktadır.

 

ŞARAPSA HANI
Alanya’nın 13 kilometre batısında, karayolu üzerinde 13. yüzyıldan kalma bir yapıdır. 1236-1246 yılları arasında Selçuklu Sultanı olan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından tarihi ipek yolu üzerinde kervansaray olarak yaptırılmıştır. Yapının duvarları iri kesme taşlarla örülüdür. Orta çağın önemli konaklama merkezlerinden bir olan kervansaray günümüzde eğlence merkezi olarak kullanılmaktadır.

 

ALARA KALESİ
Alara Kalesi, Alanya’nın 37 kilometre batısında, denizden 9 kilometre içeride Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1232 yılında yaptırılmıştır. İpekyolu üzerindeki kalenin işlevi, Alara Çayı kenarındaki handa mola veren kervanların güvenliğini sağlamaktır. Kale 200 metreden 500 metreye kadar çıkan sarp bir tepe üzerinde kurulmuştur. Görkemli bir görüntüsü vardır. Dış ve iç kale olarak iki kısımdır. 120 basamaklı karanlık bir dehlizden kalenin içine girilir. Kalenin içinde kayalar oyularak tüneller yapılmıştır. Kalıntılar arasında küçük bir saray, kale görevlilerinin odaları, cami ve hamam vardır. Surları ve patikaları izleyerek Alara Kalesi’nin zirvesine çıkmak isteyenler yaklaşık bir saatlik tırmanışı göze almalılar. Zirvedeki manzara ise yorgunluğa değecektir.

 

ALARAHAN
Alara Kalesi’ne 800 metre uzakta bir düzlükte ve Alara Çayı kıyısındadır. Kesme iri taşlarla kervansaray olarak inşa edilmiştir. 1231 yılında yapılan han yakın bir zamanda onarılmış ve bugün lokanta ve alışveriş merkezi olarak kullanılmaktadır. Kervansarayın nöbetçi kulübesi günümüzde de özelliğini korumaktadır. Kervansarayın ikinci kapısı, yolcuların kalacağı mekanlara açılır. Uzun bir koridorun iki yanında odacıklar bulunur. Kervansarayın içinde çeşme, mescit ve hamam vardır. Yapının onarımı sırasında ortaya çıkan taş ustaların imzaları da dikkat çekicidir. Alaaddin Keykubat, Alanya’daki kitabelerde kendisini “Kara ve iki denizin sultanı, Arap ve Acem ülkesinin sahibi” olarak nitelerken, Alarahan’daki kitabesinde “Rum, Şam, Ermeni ve Frenk memleketlerinin fatihi” ünvanını da almıştır.

 

KARGI HAN
Alanya’nın batısında, Kargı çayının kuzeyindedir. Hanın kitabesi olmadığı için yapım yılı hakkında bilgi yoktur. 46 metre eninde, 50 metre boyunda taş yapıdır. Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Akdeniz ile İç Anadolu’yu bağlayan yol üzerinde, kervansaray olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Odalarının hepsinin tavanında hava bacaları bulunmaktadır ve odalar orta avlunun etrafında sıralanmıştır. Kapının karşısında taştan oyulmuş sabit hayvan yemlikleri bulunur.